

1750 yılında Avusturya’da yaşayan Agnes, dinine derinden bağlı bir kadındır ve sevdiği adamla henüz evlenmiştir. Ancak evliliğinin ilk günlerinde gündelik hayatı, birbiri ardına gelen ev işleri ve kendisinden beklenenlerle dolmaya başlar. Günlerini yapması gerekenlere göre geçirdikçe bu yaşamın ağırlığını hem zihninde hem de kalbinde hisseder. Zamanla giderek yalnızlaşan Agnes için her yeni gün, içinden çıkmakta zorlandığı karanlığı biraz daha koyulaştırır. Dini inancı hayatında önemli bir yer tutmasına rağmen, aklına kötücül düşünceler gelmeye başlar. Kendi içinde hapsolmuş gibi hisseden genç kadın, sonunda sarsıcı bir şiddet eyleminde bulunma ihtimalini bu sıkışmışlıktan kurtulmanın tek yolu olarak görür.