

Otuz yaşlarında, zamanı durmuş gibi yaşayan münzevi bir kadın, mağarayı andıran kapalı odasında tek başına kalır. Dış dünyayla bağını neredeyse tamamen koparan kadın, ancak nadiren şehre iner. Bu ziyaretlerden birinde, iblislerin musallat olduğunu söyleyen bir sandalcıyla konuşmaya başlar. Sandalcının anlattıkları, kadının şehrin kuytu ve belirsiz sokaklarında sürdürdüğü arayışla kesişir. Kadın, uzun süredir izine ulaşamadığı ikiz kardeşini bulmaya çalışırken tanıdık olmayan mekânlarda dolaşır. Zamanın hangi noktada aktığı belli değildir; karşısına çıkan yerler ve insanlar da bu belirsizliği artırır. Aynı rüya, farklı anlarda yeniden anlatılırken kadının aradığı kardeşiyle arasındaki bağın izleri şehrin karanlık köşelerine yayılır.