

Arif, kendi deyimiyle, henüz hiçbir kitabı yayımlanmamış bir yazardır. Kadınları ve aşkı anlamaya çalıştığı sırada Müzeyyen’le tanışır. Kadınların sürekli kendisinden bir şeyler beklemesinden bıkmıştır; Müzeyyen ise kendi hayatını çoktan kurmuştur. Arif’in kadınlar hakkında bildiğini sandığı başka şeyler de bu ilişkide karşılık bulmaz. Ona göre kadınlar kendilerinden söz etmeyi sever, oysa Müzeyyen sözü hep Arif’e bırakır, onu konuşturur. Saçlarını kendi kesen, iyi bir kadın olmaya çalışmayan, konuşurken gözlerini kaçırmayan biridir Müzeyyen. Arif bir yandan elindeki kitabı bitirmeye uğraşırken bir yandan da onun gizemli ve tutkulu dünyasını tanımaya çalışır. Bu ilişki Arif’e büyük acılar yaşatacaktır. Ancak kadınlara ve aşka dair aradığı cevapların bazılarını da bu acıların içinde bulacaktır.