

Savaşın yıktığı bir ülkede, otuzlu yaşlarındaki bir kadın harap haldeki bir odada felçli kocasına bakar. Kocası konuşamaz ve hareket edemez; kadın günlerini onun ihtiyaçlarını karşılayarak geçirir. Bir süre sonra bu sessizlik, kadının yıllardır sakladığı sözleri söyleyebildiği tek yere dönüşür. Çocukluğunu, yaşadığı sıkıntıları, hayal kırıklıklarını, yalnızlığını, hayallerini ve isteklerini kocasına anlatmaya başlar. Adam hiçbir karşılık vermezken, kadın onun yanında kendi hayatına dair daha önce dile getiremediği itiraflarda bulunur. Kocası farkında olmadan kadının sabır taşı olur; kadın acısını, mutsuzluğunu ve gördüğü eziyeti ona aktarır. Daha sonra tanıştığı genç bir asker, kadının kendi benliğini sorgulamasına neden olur.