

Belirsiz bir dönemde, feodal Çin’in sert kuralları içinde geçen film, çalınan değerli bir kılıcın ve adı duyulmuş bir kaçağın peşine düşen iki savaşçıyı izliyor. Bu takip sırasında yolları, soylu bir adamın kızıyla kesişir. Dışarıdan bakıldığında ayrıcalıklı bir hayatın içinde görünen genç kadın, aslında şaşırtıcı derecede yetenekli bir dövüşçüdür ve kendi geleceğiyle ilgili önemli bir kararın eşiğindedir. Ang Lee, bu hikâyeyi gerçeklikle masal arasındaki ince çizgide kuruyor; havada süzülen zen savaşçıları, incelikli dövüş koreografileri ve bastırılmış duygular aynı dünyanın parçası gibi duruyor. Romantizm ve aksiyon yan yana ilerlerken, karakterlerin özgürlük arzusu da anlatının merkezinde kalıyor.