

Daha çok eşyaya sahip olmanın mutluluk getirdiği düşüncesi, Amerikan idealinin bir parçası. Bu anlayışı reddeden kişiler, kendilerine sunulan bu hedefi benimsemek yerine daha azıyla yaşamayı seçiyor. Onlarla yapılan röportajlarda, eşya sahibi olmak ile iyi yaşamak arasında kurulan bağ sorgulanıyor. Konuşanların ortak noktası, yalnızca daha fazlasını istememeleri değil; mutluluğu sahip oldukları şeylerde aramayı reddetmeyi yaşamlarında temel bir tercih haline getirmeleri. Kendi yaklaşımlarını paylaşan bu kişiler için azla yaşamak, daha kötü yaşamak anlamına gelmiyor. Anlattıkları, daha az eşyanın daha iyi bir yaşamla bir arada mümkün olduğunu gösterirken, Amerikan idealinin mutluluk için gerekli saydığı şeylere başka bir açıdan bakmayı sağlıyor.