

Belgeselci ve klip yönetmeni Grant Gee, kişisel merakından hareketle İstanbul’a, şehrin kendine özgü havasına ve burada geçen aşk hikâyelerine yöneliyor. Bu arayışın başlangıcında, kenti ve hikâyelerini anlamak için birer çıkış noktası olan eşyalar bulunuyor. Nesnelerden şehrin manzarasına uzanan anlatıda, İstanbul ile aşk birbirinden ayrı düşünülemeyecek kadar iç içe geçiyor. Gee’nin kurduğu dünyada gerçek ile hayal arasında kesin bir sınır yok; ikisi de aynı hikâyenin içinde kendine yer buluyor. Yazar ve karakterler arasındaki ayrım da benzer biçimde belirsizleşiyor. Böylece eşyalara duyulan merak, yalnızca nesnelerle sınırlı kalmıyor; onların çevresinde buluşan kente, yazara, karakterlere ve aşklara kadar uzanıyor.